Emre çok öfkeli. İlayda'ya küsmüş söylenip duruyor. Sanki hiç barışmayacak gibi. Aklınca onunla görüşmeyecek ya, öfkesinden kırmış kalemi, elini yaralamış. Dedim ki; " Oğlum sen üzülme, senin suçun yok. Kırdığın kalemin ucu sert ve sivriydi. Sana keçeli kalem alalım. Rengarenktir onlar, kokusu da güzeldir. Hem çizdiğin resimler çirkin olursa, bir müddet sonra uçuverir mürekkebi. Keçeli kalemler, yaralamaz insanı. Bak Aleyna da gelmiş. Resim çizersiniz beraber. Ha? Ne dersin? " Verdiği cevap hazin, gözlerinden yaş, düştü düşecek; " Bak baba. Gördünmü? Geçti bile. Elim acımıyor ki. Hem Aleyna'nın çizdiği resimler, İlayda'nın resimlerine benzemiyor. Biliyormusun baba? Bu kalem İlayda'ya ait. Onun için kırdım. Çok kızıyorum o'na ben. Hiç özlemiyorum. Baba.... sen bugün.. İlayda'yı gördünmü ? " Tahir Kaya