Fikir akımları, insanların bir fikre karşı oluşturdukları sempati ya da kabul görmesi üzerine –İzm takısı alarak akımsal bir boyut kazanması durumudur. Bu tarz akım destekçileri sempatizan (sever, yakınlık duyar) adı verilen bir sözcük ile, ayrımlaştırılabilir. * * * Örnek vermek gerekir ise; gerçekçi olabilmek/olmak teorisini savunan rasyonalizm, bu fikri benimseyen kişilere verilen isim ise rasyonalisttir. Buradan da anlaşılacağı üzere, bir fikrin –İzm tabanında bir boyut kazanabilmesi için bir kitleye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu döngüyü çağımıza uyarladığımızda, farklı bir tablo ile karşılaştığımızı fark edebilirsiniz. Yakın Çağ (Milenyum Çağı vs.) adı verilen yaşadığımız yüzyılda oluşan/oluşabilecek bir fikir akımı yok denilebilir. Çağlar ilerledikçe medeniyet/teknoloji kavramlarına müteakip düşünme sistemi de aynı tabanda ilerleme/gelişim göstermek zorundadır. * * * Bu birlikte yükselen bir eğri olduğunu düşündüğüm bir varsayım. Fakat bunun neden yalnızca bir varsayım olarak geçerlilik kazanması, benim gerçekten üzüldüğüm noktalardan bir veyahut birkaç tanesidir. Gelişen teknolojinin verdiği rahatlıktan ileri gelen bir oluşum mudur bilmiyorum, insanlar hayatını kolaylaştıran her türlü materyalin insan yakınında bulunması insanın düşünme düşünebilme yetisinin ters ölçüde etki ettiği görüşündeyim. Bundan teknoloji zararlıdır, uzak durulmalıdır gibi bir yorum çıkarmak/çıkartabilmek benim kanaatimce düşünememenin farklı bir olgusudur. * * * Toplum, sosyallik gerektiren bir yapı fakat teknoloji insanın asosyal olmasını sağlıyor. (Aslında, bu teknolojinin ayıbı değil, teknolojiyi kullanmakta olan insanların ayıbıdır kansındayım.) Bilgisayar ve internet çağımızın en büyük buluş niteliğinde geliştirilen bir durumudur, -bunda çoğumuz ile hemfikir olduğumu düşünüyorum.- Bilindiği üzere, Türkiye genelinde bilgisayar ve internet kullanılması gereken şekilde kullanılmıyor. Düşünme yetisi ilk, orta çağ üzerinde ne kadar yoğun ve istekli olarak kullanıldığını dirsek çürüttüğümüz okul yıllarından hatırlayabiliyoruz. Hatta şuan düşündüğümüz bazı şeylerin daha o zamanlar düşünülüp, kaleme alındığını ve –İzm tabalı bir fikir akımı haline getirildiğini şaşırarak karşıladık. * * * Şu gün, biz neden beynimizin sol lobuna biraz daha baskı kurmaktan çekiniyoruz ya da böyle bir yazının yazılması sonucunda dövünmek yolunu seçiyoruz oda tartışmaya açık bir kapı denilebilir. Yazımın sonlarına doğru yaklaştığımızda, bu yazıya uygun olabilecek tek başlığın Düşünmeyelizm olabileceği konusunda kendim ile mutabıkım. Biraz daha gereken olguları gerektiği şekilde kullanma zahmetinde bulunmak gerektiği kanısındayım dedikten sonra yazımın son noktasını da üzülerek koymak zorunda kalıyorum. Yunus KÜÇÜKKARACA